ZİKİR HAKKINDA
(27 Haziran - 4 Temmuz)
Bazı alimler zikri,insana sevap kazandıran her türlü hareket olarak tarif etmişlerdir.
Zikir; daha çok tasavvufi anlamda kullanılır
Tasavvuftada; Allah'ın yüceliğini dile getirmek ve manevi yetkinliğe ulaşmak amacıyla belli bir söz yada cümleyi yinelemektir..
Yüce Allah Kur'an'ın çeşitli ayetlerinde Allah'ı zikretmeyi emretmiştir ...
Tasâvvuf ehline göre, Hz. Muhammed (s.a.v.) (s.a.s) dört halifeye ayrı ayrı zikri öğretip tavsiye etmiştir. Hz. Ebu Bekir (r.a)'a hafî (gizli) zikri, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye'cehrî (sesli) zikri ve Hz. Osman'a da kalbî zikri öğretmiştir (Mehmet Ali Aynî, Tasavvuf Tarihi, 1340,198 vd). Ancak sahih hadis kaynaklarında böyle bir rivayet bulunmamaktadır.
Zikir de şükür gibi üç çeşittir. Bunlar, dil, kalb ve beden ile yapılan zikirlerdir. Dil ile zikir, Yüce Allah'ı güzel isimleri ile anmak, O'na hamdetmek, tesbihte bulunmak, Kur'ân'ı okumak ve dua etmektir. Bu çeşit zikri dile getiren birçok âyet vardır. Bu âyetlerden bazılarının meâli şöyledir:
"İşte bu (Kur'ân) da, bizim indirdiğimiz bir zilkirdir (öğültür). Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz?" (el-Enbiyâ, 21/50).
Kalb ile zikir de, Yüce Allah'ı gönülden anmaktır. Bu bir nevi tefekkürdür. (bk. "Tefekkür mad.")
Beden ile zikir ise, vücudun bütün organlarının Allah'ın emirlerini yerine getirmeleri ve yasaklarından sakınmaları ile olur. Bu da kişinin kendi vücudunun organlarını Allah'ın yolunda bulundurması ile mümkündür (el-İsfahânî, el-Müfredât, İstanbul,1986 259 vd.,; Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971, 659).
Yukarıda meâli sunulan âyette geçen, "Siz beni anın ki ben de sizi anayım" ifadesi, alimler tarafından çeşitli manalar için yorumlanmıştır. Bu yorumların şöyle özetlenmesi mümkündür:
"Siz beni ibâdet ve itâatla zikredin ki, ben de sizi rahmetimle zikredeyim. Beni dua ederek zikredin, ben de sizin dualarınızı kabul edeyim. Benim verdiğim nimetleri hamd ve senâ ile zikredin, ben de size nimetlerimi artırayım. Siz beni dünyada zikredin, ben de sizi ahirette zikredeyim... Beni, varlık ve refah içinde olduğunuzda zikredin ki, ben de sizi belâ, musibet ve sıkıntılarınız zamanında zikredeyim... Beni, benim yolumda cihâd ederek zikredin ki, ben de sizi hidâyetimle zikredeyim. Beni sıdk, samimiyet ve ihlas ile zikredin, ben de sizi sıkıntılardan kurtarmak ve bilgi ile ihtisasınızı artırmakla zikredeyim. Beni Rabbiniz olarak bilip kulluğunuzla zikredin ki, ben de sizi sevdiğim kullarımdan kabul edip sonunda bağışlamakla zikredeyim" (er-Râzî, Mefâtihu'l-Gayb, Mısır 1937, IV,143 vd).
[youtube=425,350] ygF533b4t-M [/youtube]
İnsanın nefsinde ruh ile bedenin girift bir bağlantısı vardır. İnsan dışa açılan pencereleri olan duyulardan sürekli olarak işaretler dolar içeri, bunlar, insanın çevresinden, gördüğünden, duyduğundan, dokunduğu, tattığı ve kokladığından meydana gelen işaretlerdir. Bu işaretler ilk aşamada bir anlam belirtirler. Sonra, bu anlamı bir bütün halinde nefs kavrar, bu kavrayış kalpte yer eder, bunun sonucunda da bedende bir takım etkilenmeler olur. Sözgelimi, ekşi bir tadıştan diş kamaşır, sıcaklık halsizlik meydana getirir, kötü bir haber bir sarsıntı oluşturur. Aynı şekilde bedende meydana gelen bazı şeyler de ruha etki eder. Bunun gibi insan diliyle zikirde bulunduğu, Allah’ı veya ayetlerini andığı, Melekût alemindeki aslını hatırladığı, evrendeki işaretler karşısında “Allah” dediği, “Lâ ilahe illallah, sübhanellah, ve’l-hamdü lillah, ve lâ ilâhe illallahü ekber” dediği zaman hayalde bir eser ortaya çıkar, hele bir hadiste denildiği gibi, “Karşıdakilerin mecnun diyeceği derecede dil Allah’ı zikrettiği zaman” (Ahmed, Beyhaki) Kuran’ın emriyle “Allah’ın zikri sürekli arttığı zaman” hayalde ortaya çıkan sesler kalpte bir nur oluşturur; sonra bu nur kalpten dile, dilden hayale, hayalden akla yansır ve karşılıklı aynalar gibi, birbirini takviye eder ve güçlendirirler. Bunun sonucu olarak kalp zikretmeye başlar, iman tam anlamıyla kalpte ortaya çıkar.
Kalbin zikri tabii olarak bedenin zikrine yol açar. Bedenin her azası zikretmeye, yani Gerçeğin, Kuran’ın doğrultusunda eylemde bulunmaya başlar. Böylece insan unutan olmaktan yakîn olmaya geçer.
İnsanların hayatı tam bir zikir olmalıdır; çünkü, zikri bırakanın arkadaşı ancak Şeytandır: “Kim Rahman’ın zikrinden yüz çevirirse, ona şeytanı musallat ederiz de, kendisine pek yakın olur.” (Zuhruf:36)
[youtube=425,350] XTZziyAtfyQ [/youtube]
"Allah'ı zikretmek elbette en büyük (ibadet) dir...
(Ankebut 29/45)
"Rabbını içinden yalvararak ve korkarak (fakat) yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an,gafillerden olma "
(El-A'raf; 7/205)
" Ey iman edenler ! Allah'ı çok zikredin; O'nu sabah akşam tezbih( ve tenzih) edin"
(El-Ahzab 33/41-42)
"Öyle ise siz beni (taatle,ibadetle) anın,bende sizi (sevap ile mağfiretle) anayım."
(Bakara; 2/152)
Âllah'ın emrine uyan müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, tâata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevâzi erkekler ve mütevâzi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; işte Allah, bunlar için bir mağrifet ve büyük mükâfat hazırlamıştır" (el-Ahzâb, 33/35).
[youtube=425,350]i6kOSKwOEZY [/youtube]
Hadisler
Ebu Hureyre (r.a)
Şöyle demiştir rasulullah (S.A.V) buyurdu ki;
"İki kelime var ki onlar dilde hafif mizanda ağır,Rahman'a da sevimli gelirler.Subhanallahi ve bi hamdih,Subhanallahilazim. ( Allah'ı hamd ile tesbih ederim;Yüce Allah'ı tenzih ederim."
Buhar,Müslim
Ebu Hureyre (R.a) riyavete göre;
Rasulullah (S.AV), Allah (C.C) kudsi hadiste şöyle buyurduğunu söylemiş;
-Ben kulumun bana olan zannı yanındayım.Beni zikrettiğinde ben kendisiyle beraberimdir.Eğer beni kendi nefsinde zikrederse bende onu kendi nefsime yad ederim.Beni bir cemmat arasında zikrederse,bende onu onlardan daha hayırlı bir cemmat içinde anarım.
Buhari,Müslim
[/move]
Ebuy Hureyre (r.a) rivayet ediyor;
Şöyle demiştir;bir kere Rasulullah (S.A.V)
-Müferridler ge.(ip git) tiler. buyurdu.Ashab;
-Ya Rasullallah (s.a.v) müferridler kimlerdir? diye sordular.Rasulullah (S.A.V)
-Allah'ı çok zikreden erkeklerle (Allah'ı) çok zikreden kadınlardır. buyurdu.
Müslim
[/move]
Hz. Muhammed (s.a.v.) (s.a.s) de, "Zikrin en faziletlisi, Lâ ilâhe illallah ve duanın en faziletlisi de elhamdu lillah'dır" (İbn Mâce, Edeb, 25) diyerek, tevhid kelimesi ile zikirde bulunmanın islâm dinindeki önemini ifade etmiştir. Bilindiği gibi zikirde esas unsur, diğer varlıkları unutarak, hatta yok sayarak Allah'ı anmaktır. Onun için Allah'ın varlığını ve birliğini ifade eden tevhid kelimesi, en güzel zikir olarak kabul edilmiştir. Tevhid kelimesi bir bütün halinde, "La ilâhe illallâh Muhammed (s.a.v.)ürrasûlüllah" şeklindedir. Zikirde söylenen la ilâhe illallah, tevhid kelimesinin ilk yarısıdır. O da iki kısmıdır. Birinci kısmı, cümlenin ilk yarısı olan "La ilâhe"dir. Manası, "hiç bir ilâh yoktur" demektir. Bu olumsuz kısma "nefy" adı verilir. İkinci kısmı ise, "illallah"dır. Manası,"ancak Allah vardır" demektir. Bu kısmın adı ise, "isbat"tır. Tevhidin bu kısmına tehlil de denir (Necmüddin Kübra, Tasavvufi Hayat, trc. Mustafa Kara, İstanbul 1980, 59 vd).
[/move]
Hz. Muhammed (s.a.v.) (s.a.s) başka bir hadiste de zikir hakkında şöyle buyurmuştur:
"İnsanlar bir araya gelip Allah'ı zikrettikleri zaman, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar ve Allah onları kendisine yakın olan kişilerden kaydeder. "
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Tüm bu rivayetleri bize ulaştıran İmam Gazali, bu bilgilerin sonunda şunları da ilave eder; faideli olan zikir, devamlı ve kalp huzuru ile olan zikirdir. Gafil kalp ile yalnız dilden yapılan zikrin faydası azdır. Bu hususu teyid eden haberler de vardır. Huzuru kalbin de devamı şarttır. Hatta bazen kalbin huzuru ve ekseri dünya meşgalesiyle yapılan zikrin yine faydası azdır. Mürid ilk anda kalp ve lisanını vesveselerden kurtarıp Allahu Teala’nın zikrine bağlamakta zorluk çeker. Eğer muvaffak olursa, zikr ile ünsiyet peyda eder ve kalbinde zikrettiği kimseye karşı bir muhabbet uyanır. Bunun böyle olmasına şaşmamak lazımdır. Çünkü bir adam yabancı birisini, güzel vasıfları ile başka birisine anlata anlata ,o adamın gönlünde ona karşı gıyabi bir aşk uyanır ve ona hayalen aşık olur, ki bu görüle gelen bir vaziyettir. Sonra bu aşkın neticesi olarak, onu anmadan duramaz bir hale gelir.
ZİKİR, beyinden üretilen dalga enerjinin RUH'a, yani halogramik dalga bedene yüklenmesini ve böylece ölümötesi yaşamda güçlü bir RUH'a sahip olunmasını sağlar. ZİKİR, tekrar edilen manâlar istikâmetinde beyinde anlayış, idrak ve o manâların hazmedilmesi gibi özellikleri geliştirir.
Normalde çok küçük bir yüzde ile çalışıp geri kalan miktarı kullanılmaz bir halde bekleyen beynin, bu boş duran kapasitesinin devreye sokulması yolu ZİKİR'den geçer.
ZİKİR ile beynin belli bir bölgesindeki hücre grubları arasında üretilen bioelektrik enerji, zikrin devamı halinde bu bölgeden taşarak, görevsiz bekleyen yan hücrelere yayılır ve onları da mevcut kapasiteye ilâve ederek devreye sokar.
ZİKİR, konusu ne ise, o anlamda bir frekans yayarak bu hücreleri devreye alan beyinde, elbette ki o istikâmette de faâliyet gelişir.
[youtube=425,350] Y1LJiwT_WoE [/youtube]
Meâl ve açıklamaları sunulan bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığı gibi zikir, insanı Allah'ın dışındaki varlıkların her türlü kötülüklerinin tesirinden muhafaza eder, Allah'a bağlılığını sağlar ve her nevi tevhidi muhafaza eder. Bununla beraber, insanın gönlüne huzur verir, dünya ve ahiretin mutluluğuna kavuşturur.
[youtube=425,350] QfqQA3cCrgc [/youtube]
_