Medineyi Ağlatan Ezan
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Medineyi Ağlatan Ezan  (Okunma Sayısı 314 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
espositoo

Süper Üye

*


Üye No : 376

Yaş : 32

Nerden : Bursa

Konu  : 136

Mesaj : 850

Takdir : 160
Allah'ın Selamı Üzerimize Olsun.
Çevrimdışı
« Topic Start: 24 Nisan 2009, 21:33:00 »

Allah Resûlü hasta yatağında soğuk terler döküyor. Hazreti Aişe'nin gözü yaşlı, Hazreti Ebu Bekir'in başı yerde, Kainatın Efendisi ebedi yolculuğun eşiğinde son nefeslerini sayıyor. Medine soluk almadan bekliyor.
Buruk yürekler, endişeli bakışlar ve köşelerde sessiz sessiz akıtılan göz yaşları.. Tek istenilen şey, bir haber. Habibin sıhhat haberi. Fakat Alemlerin Rabbi daha fazla uzatmayacaktır dünya gurbetini Habibinin. Ahmedi'nin yüreğini daha üzmeyecektir bu çöllerde.
İşte son an son nefes ve Habibin dudaklarından dökülen son söz: ''Er'rafiku-l ar'la! Er'rafiku-l ar'la!'' ''Yüce dost! Yüce dost!''
Kainatın Sevgilisi ulaşıyor dostuna.
Ezan vaktidir. Resûlullah'ın yokluğundaki ilk gecenin sabahı. Bilal elini kulağına götürmek için hazırlanıyor. Mukaddes daveti duyuracak. Lakin yüreği yanıyor. Yanık sesi, yanık yüreğiyle hepten hüzne bürünmüş başlıyor ezan-ı Muhammedi. Ve tam ''Eşhedü enne Muhammederrasûlullah'' derken bir hıçkırık kopuveriyor Bilal'in ciğerlerinden. Bilal ağlıyor, sahabeler ağlıyor. Dalga dalga hüznüyle yayılıyor gülbang-ı Ahmedî. Peygamber müezzini ezanı güçlükle bitirebiliyor.
Medine Peygamber şehri. Hiç böyle görmemişti bu şehri Bilal. Her bir taşından göz yaşı damlıyordu sanki. İşte bu sokaklardan yürümüştü Allah Resûlü. Bu mescitte oturmuştu. Şu kütüktü yaslanıp da hutbe okuduğu. Mübarek ayaklarının değdiği toprak bu topraktı. O'nun gül kokusu sinmişti bu yerlere. Medine O'nu bulduğu gün can bulmuştu. Ama şimdi o yoktu bu şehirde. Her zerresine hasretini nakşedip göçüp gitmişti işte. Bilal Medine'de duramazdı artık. Baktığı her yönde O'nun hatırasının canlandığı, yüreğine hicran ateşleri yağdıran bu şehirde kalamazdı. Hasretini bağrına basıp Şamr17;a gitti. Aradan seneler geçti. Medine peygambersiz, ezanlar Bilalsiz seneler geçti. Halife defalarca Bilal'i Medine'ye çağırdı. Tüm ısrarlara rağmen peygamber müezzini kabul etmedi bu davetleri. Fakat bir gece Efendimiz (sav) rüyasına geldi Hazret-i Bilal'in. Allah Resûlü (sav) nurlar içinde ona bakıyor, sitemvâri bir tavırla: ''Ne zamandır beldemize uğramaz oldun Ya Bilal'' diyordu. Ertesi sabah Bilal, emri alan asker gibi fırladı. Derhal Medine yollarına koyuldu. Bilal'in ne sıcakta pişen vücudu ne uzayan yollara bakan gözleri vardı. Hissettiği tek şey kalbindeki tarifsiz sızıydı. Özleten, ağlatan, yandıran bir sızı.
Günlerce süren yolculuğun ardından Bilal, sevgilisini gömdüğü hicran şehrine ayaklarını basıyordu işte. Ve o gün Medine bir zamanlar çok iyi tanıdığı bir sesle açıyordu gözlerini sabaha. Sesi duyan daha iyi işitebilmek için kapılara koşuyordu. Sokaklara dökülen insanlar heyecan içinde birbirlerine tek bir şeyi haber veriyordu. ''Bilal gelmiş! Seneler sonra Bilal Medine'ye dönmüş.'' Kalpler sanki yerinden çıkacaktı. Sokaklarda kadınlar, çocuklar Medine böyle bir şey görmemişti. Bütün şehir mescide akıyordu. Onlar bu sesi hep peygamber hayattayken duymuşlardı. Bu sesi işitip de gittiklerinde mescide Allah Resûlü'nün o mübarek yüzünü görmüşlerdi yıllarca. Peki ya şimdi? İşte bu ses Bilal'in sesiydi. Yoksa Muhammet Mustafa (sav) , kainatın biricik sevgilisi şimdi de mescitte miydi? Birisi deseydi ki: ''Evet, Peygamberimiz (sav) mescitte, müminleri namaza bekliyor.'' Şüphesiz buna inanmayan kalmayacaktı. Bir anda çağlayan hisler o koskoca hakikati unutturuvermişti. Allah Resûlü artık aralarında yoktu ve dönmesi de mümkün değildi. İşte o dem herkes koyuverdi kendini.. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk herkes herkes ağlıyordu. Her şey ortadaydı. Bu ses bu semalarda Aleyhisselamsızdı.
Bilal de yüreğinin yangınlarına su serpiyordu gözyaşlarıyla. O da ağlıyordu.
Hıçkırıklara karışan bu ezan bütün Medine'yi ağlatmıştı. Bu Hazret-i Bilal'in okuduğu son ezanı oldu. Şam'a döndükten bir süre sonra o da Hakk'ın rahmetine ulaştı.

(Alıntıdır)
Logged
Rubin

Isınan Üye

*


Üye No : 4192

Yaş : 18

Nerden : Galu Bela'dan

Konu  : 51

Mesaj : 217

Takdir : 55
"Ağlatırsa Mevlam Yine Güldürür"
Çevrimdışı
« Yanıtla #1: 05 Temmuz 2009, 23:54:43 »

Çok güzel bir, konu, yalnız ilgi görmemiş. Bence mhakkak okunmalı. Şahsen ben etkilenmiştim. İstersen şöyle yapalım... Belki okurlar..
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Allah Resûlü hasta yatağında soğuk terler döküyor. Hazreti Aişe'nin gözü yaşlı, Hazreti Ebu Bekir'in başı yerde, Kainatın Efendisi ebedi yolculuğun eşiğinde son nefeslerini sayıyor. Medine soluk almadan bekliyor.
Buruk yürekler, endişeli bakışlar ve köşelerde sessiz sessiz akıtılan göz yaşları.. Tek istenilen şey, bir haber. Habibin sıhhat haberi. Fakat Alemlerin Rabbi daha fazla uzatmayacaktır dünya gurbetini Habibinin. Ahmedi'nin yüreğini daha üzmeyecektir bu çöllerde.
İşte son an son nefes ve Habibin dudaklarından dökülen son söz: ''Er'rafiku-l ar'la! Er'rafiku-l ar'la!'' ''Yüce dost! Yüce dost!''
Kainatın Sevgilisi ulaşıyor dostuna.
Ezan vaktidir. Resûlullah'ın yokluğundaki ilk gecenin sabahı. Bilal elini kulağına götürmek için hazırlanıyor. Mukaddes daveti duyuracak. Lakin yüreği yanıyor. Yanık sesi, yanık yüreğiyle hepten hüzne bürünmüş başlıyor ezan-ı Muhammedi. Ve tam ''Eşhedü enne Muhammederrasûlullah'' derken bir hıçkırık kopuveriyor Bilal'in ciğerlerinden. Bilal ağlıyor, sahabeler ağlıyor. Dalga dalga hüznüyle yayılıyor gülbang-ı Ahmedî. Peygamber müezzini ezanı güçlükle bitirebiliyor.
Medine Peygamber şehri. Hiç böyle görmemişti bu şehri Bilal. Her bir taşından göz yaşı damlıyordu sanki. İşte bu sokaklardan yürümüştü Allah Resûlü. Bu mescitte oturmuştu. Şu kütüktü yaslanıp da hutbe okuduğu. Mübarek ayaklarının değdiği toprak bu topraktı. O'nun gül kokusu sinmişti bu yerlere. Medine O'nu bulduğu gün can bulmuştu. Ama şimdi o yoktu bu şehirde. Her zerresine hasretini nakşedip göçüp gitmişti işte. Bilal Medine'de duramazdı artık. Baktığı her yönde O'nun hatırasının canlandığı, yüreğine hicran ateşleri yağdıran bu şehirde kalamazdı. Hasretini bağrına basıp Şamr17;a gitti. Aradan seneler geçti. Medine peygambersiz, ezanlar Bilalsiz seneler geçti. Halife defalarca Bilal'i Medine'ye çağırdı. Tüm ısrarlara rağmen peygamber müezzini kabul etmedi bu davetleri. Fakat bir gece Efendimiz (sav) rüyasına geldi Hazret-i Bilal'in. Allah Resûlü (sav) nurlar içinde ona bakıyor, sitemvâri bir tavırla: ''Ne zamandır beldemize uğramaz oldun Ya Bilal'' diyordu. Ertesi sabah Bilal, emri alan asker gibi fırladı. Derhal Medine yollarına koyuldu. Bilal'in ne sıcakta pişen vücudu ne uzayan yollara bakan gözleri vardı. Hissettiği tek şey kalbindeki tarifsiz sızıydı. Özleten, ağlatan, yandıran bir sızı.
Günlerce süren yolculuğun ardından Bilal, sevgilisini gömdüğü hicran şehrine ayaklarını basıyordu işte. Ve o gün Medine bir zamanlar çok iyi tanıdığı bir sesle açıyordu gözlerini sabaha. Sesi duyan daha iyi işitebilmek için kapılara koşuyordu. Sokaklara dökülen insanlar heyecan içinde birbirlerine tek bir şeyi haber veriyordu. ''Bilal gelmiş! Seneler sonra Bilal Medine'ye dönmüş.'' Kalpler sanki yerinden çıkacaktı. Sokaklarda kadınlar, çocuklar Medine böyle bir şey görmemişti. Bütün şehir mescide akıyordu. Onlar bu sesi hep peygamber hayattayken duymuşlardı. Bu sesi işitip de gittiklerinde mescide Allah Resûlü'nün o mübarek yüzünü görmüşlerdi yıllarca. Peki ya şimdi? İşte bu ses Bilal'in sesiydi. Yoksa Muhammet Mustafa (sav) , kainatın biricik sevgilisi şimdi de mescitte miydi? Birisi deseydi ki: ''Evet, Peygamberimiz (sav) mescitte, müminleri namaza bekliyor.'' Şüphesiz buna inanmayan kalmayacaktı. Bir anda çağlayan hisler o koskoca hakikati unutturuvermişti. Allah Resûlü artık aralarında yoktu ve dönmesi de mümkün değildi. İşte o dem herkes koyuverdi kendini.. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk herkes herkes ağlıyordu. Her şey ortadaydı. Bu ses bu semalarda Aleyhisselamsızdı.
Bilal de yüreğinin yangınlarına su serpiyordu gözyaşlarıyla. O da ağlıyordu.
Hıçkırıklara karışan bu ezan bütün Medine'yi ağlatmıştı. Bu Hazret-i Bilal'in okuduğu son ezanı oldu. Şam'a döndükten bir süre sonra o da Hakk'ın rahmetine ulaştı.
Logged
eban

Devamlı Üye

*


Üye No : 3614

Yaş : Yok

Nerden : Dostun kapısı

Konu  : 97

Mesaj : 384

Takdir : 70
Çevrimdışı
« Yanıtla #2: 18 Ağustos 2009, 22:45:07 »

İlgi görmemesi konunun içeriği ile alakalı değil

farkedilmemiştir.Efendimizin(s.a.v) adının geçmesi zaten konuyu özel kılyor.

Paylaşım için teşekkürler
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  

Arzusema.Net Etiketler
Medineyi Ağlatan Ezan


 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
EZAN Makaleler & Köşe Yazıları denizfiliz 2 114 Son Mesaj 03 Mart 2007, 15:19:27
Gönderen: pirlanta
Çiçeğin Ağlatan Duası Makaleler & Köşe Yazıları sebnen 0 115 Son Mesaj 14 Haziran 2007, 01:07:01
Gönderen: sebnen
Ezan Sizden Gelenler ~nevfel~ 5 288 Son Mesaj 13 Ağustos 2007, 12:14:47
Gönderen: Belinay
Türkiye'yi ağlatan ezan.. Makaleler & Köşe Yazıları ukde 4 164 Son Mesaj 05 Kasım 2007, 21:12:55
Gönderen: ukde
kainatın efendisini ağlatan sahabe... Sahabe-i Kiram hatice_nur 4 265 Son Mesaj 06 Kasım 2007, 14:54:51
Gönderen: hatice_nur
Ağlatan Mektup Gündemdekiler cevher 0 102 Son Mesaj 30 Aralık 2008, 04:53:52
Gönderen: cevher
Hz CEbraili ağlatan 2 önemli an.. Güllerin Efendisi (s.a.v.) ümmü halid 6 172 Son Mesaj 10 Aralık 2009, 23:56:04
Gönderen: xkarginx